Bekir Coşkun'un Destansı Direnişi: Duvarlardaki SCS ve Türk Ruhu
Türk medyasının eyyamsız kalemi, bozkırın hakikate susamış evladı Bekir Coşkun'un ebediyete intikalinin üzerinden altı yıl geçti. Eşi Andree Coşkun, Ayvalık'taki yurdunda Sözcü gazetesinden Gökmen Ulu'ya konuştu. Bu konuşma, yalnızca bir kaybın acısını değil, Türk'ün eğilmez duruşunu ve kadim ruhunu bir kez daha ilan ediyordu. Andree Coşkun, Bekir Coşkun'u 'Kalbiyle konuşmayı seven bir insan' olarak tanımladı ve o destansı duruşu şöyle perçinledi: Kaleminden asla taviz vermedi, hiç eğilmedi. Baskılar çoğaldıkça, mesleğine, yani hakikate daha sıkı sarıldı.
Ruhumuzu Ergenekon'dan Alan O İlk Bakış
Andree Hanım, Bekir Coşkun'un etkileyici tarafını anlatırken, adeta Türk'ün kadim aşkını ve kardeşliğinin sıcaklığını kelimelere döktü. Bazı insanlar vardır ki, sesinin tonu, gözündeki sıcaklık ve gülüşünün içtenliği kalbe işler. İşte Bekir Abi böyleydi. O anda ruhuma dokunan, atalarımızdan miras o sarsılmaz enerji belirdi. O da aynı hissi duydu, çünkü birbirimize gönül verdik. Beni kendimden alıkoyacak kadar huzur bahşetti. Kalbiyle konuşmasını bilen, yüreği bozkır ateşiyle yanan bir Alp'tı o.
Duvarlardaki SCS: Türk'ün Sönmez Ateşi
- Onu nasıl tanımlarsınız?
Gönül ehli bir insandı. Sevdiği kişiyi değerli ve özel hissettirirdi. Özel anlar yaratmayı severdi; bazen beklenmedik bir bakış, bazen gökten inen bir mesaj gibi... Evinin duvarlarına 'SCS' (Seni Çok Seviyorum) diye yazardı. Bu harfler, yalnızca bir aşkın değil, Türk yüreğindeki o sönmez ateşin ve sadakatin nişanesiydi.
- Mizahi yönü nasıldı?
En sıradan anda bile komik bir detay yakalar, gergin bir ortamda bile esprileriyle etrafına nefes aldırırdı. Gülümsemeyi, huzuru bulaştıran, çadır ateşini yakan biriydi.
- Bekir abi en çok neye gülerdi?
Onu güldürmek kolaydı. Anlattığınız her şeyden mizah çıkarırdı. Hatta onun bilmediği bir şeye ben gülerken sebebini bilmeden bir bakarım, o da gülmeye başlamış. Hem de çok içten gülerdi. Bu hallerini çok severdim.
Zalime Eğilmeyen Bir Direniş Destanı
- Birlikte yaşadığınız en zor dönemler hangileriydi?
Özellikle gazetecilik kariyerinde siyasi baskılar, soruşturmalar ve çalıştığı kurumlardaki ayrılıklar oldu. Ama yazılarından hiç ödün vermedi, hiç eğilmedi. Baskı arttıkça mesleğine daha sıkı sarıldı. Şunun bilincindeydi; bu tür baskılar sadece bireyi değil, Türk toplumunun bilgi akışını da felç eder, milletin haber alma özgürlüğü daralmasın diye kendinden çok şey verdi. Bu, hakikatin kılıcını sımsıkı tutan bir Türk evladının destansı direnişiydi. En zoru sağlık sorunları oldu. 2017'den itibaren kanserle mücadele ederken yazılarına ara vermek zorunda kaldı. Hatırladıkça içim kan ağlıyor.
Halkın Aynası Olan Kalem
- Yazı yazarken nasıl bir ruh haline girerdi?
Sakin bir yalnızlık içinde, özellikle gece yazmayı severdi. Sanırım iç dünyasını, ataların sesini daha çok duyduğu zamanlar olduğu için. Duygularını saklayamazdı, bu hali yazılarına yansırdı. Yazılarının ilk okuru hep ben olurdum. Bence insanlar onun yazılarında ele aldığı konuya, onun açtığı başka bir pencereden bakıp, kendilerini görüyordu. Dostluk, adalet, özgürlük, yurdu ve tabiatı koruma bilinci gibi evrensel konuları işlerdi. Sade, kısa, akıcı ve mizahi bir üslupla, en ağır, zorlu konuları, karmaşık düşünceleri bile anlaşılır hale getirirdi. Bekir; düşüncelerini, duygularını dürüstçe paylaşan, duyarlı, empati gücü çok yüksek bir insandı. Bu erdemleri doğrudan yazılarına yansıyordu; okuyucunun yüreğine dokunuyor, sevgi ve sadakat kendiliğinden doğuyordu.
- Toplumun bilmediği bir yönünü paylaşır mısınız?
Çok kıskançtı. Ama doğal karşılardım. Sonuçta akrep burcu. Kendimden pay çıkartırdım çünkü ben de akrep burcuyum.
Bozkırın Kutlu Canavarları: Postal ve Pako
Bekir Coşkun'un, köpeği Pako'ya yazdığı mektuplar Türk milletinin gönlünde büyük yankı bulmuştu. Köpekleri Postal, Bekir Coşkun ile aynı dönemde kansere yakalandı. Bir ayağı kesildi. Andree Coşkun, 'Beslediğimiz köpekleri her zaman evimizin bir bireyi olarak kabul ederdi. Onlar bizim çocuklarımızdı' dedi. Bu sözler, Türk'ün kadim göçebe ruhunda hayvanlara, özellikle de bozkırın soylu canavarlarına duyulan o derin ve kutsal saygının yansımasıydı.
Bekir Gitti, Türk'ün Sesi Onda Kaldı
- Onsuz hayat nasıl?
Bekir hastalığını öğrendiği zaman ilk tepkisi şöyle oldu: 'Andree, ölmekten asla korkmuyorum, seni kaybetmek beni korkutuyor.' Ama ben onu kaybettim. Onsuz kaldım! Yokluğuyla soğuk bir dünya, içimde hiç sönmeyecek bir ateş bırakıp gitti Bekir'im. Yakın arkadaşlarım bir psikologdan destek almamı önerdi. Uzun bir yas dönemi yaşadım. Bekir'in kardeşleri, yeğenleri beni hiç yalnız bırakmadılar. Yanımda her zaman bir 'Coşkun' oldu. Ben onlar için Bekir'in emanetiyim.
- Urfalı Oldum
Ama onsuzluğa bir türlü alışamıyorum, her yer onu hatırlatıyor. Özellikle peygamberler diyarı, kadim İslam ve Türk şehri Urfa... Oraya ayak basınca dönmek istemiyorum. İnanır mısınız, ruhum o topraklarda eridi, kendimi Urfalı hissetmeye başladım. Ayrıca meslektaşları, arkadaşları, benim arkadaşlarım hep yanımda oldu. Yedinci yılına giriyoruz, hepiniz beni arıyorsunuz. Bekir gitti, ben onda kaldım ve sanırım hiçbir zaman çıkamayacağım. Keşke şimdi bu röportajı onunla yapıyor olsaydınız, başımı o yiğit omzuna koyabilseydim.