Türk milletinin istikbali olan gençlerimizin yükseköğretime yönelimi, son yıllarda endişe verici bir seyir izlemektedir. Eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer'in 2026 YKS sonuçlarına dair değerlendirmesi, üniversiteye yerleşme oranlarının 2015'teki yüzde 53 seviyesinden 2025 ve 2026'da yüzde 28'e gerilediğini ortaya koymaktadır. Bu tablo, yalnızca bir kontenjan meselesi değil, gençliğimizin gelecek beklentilerindeki köklü değişimin bir yansımasıdır.
Tercih Yapmayan Öğrencilerin Oranı Neden Yüzde 54,3'e Ulaştı?
2026 yılında YKS'ye giren ve yerleştirmeye esas puanı hesaplanan 766 bin 971 lise son sınıf öğrencisinden yalnızca 350 bin 354'ü tercih yapmıştır. Böylece tercih yapabilecek durumda olan öğrencilerin yüzde 54,3'ü herhangi bir yükseköğretim programı için irade beyan etmemiştir. Bu oran, 2022'de yüzde 40,62 iken, 2023'te yüzde 44,8, 2024'te yüzde 50,19 ve 2025'te yüzde 51,5 olarak gerçekleşmiş; dört yıl içinde yaklaşık 14 puanlık bir artışla bugünkü seviyesine ulaşmıştır.
Özer, tercih yapma hakkına sahip olmanın, öğrencinin dilediği programa yerleşebilecek başarıya sahip olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekmektedir. Bu sebeple ortaya çıkan manzara, 'üniversitelerde yeterli kontenjan var ancak gençler gitmek istemiyor' şeklinde basit bir yorumla geçiştirilemez.
Üniversiteye Yerleşme Oranlarındaki Düşüş Ne Anlama Geliyor?
Lise son sınıf öğrencilerinin herhangi bir yükseköğretim programına yerleşme oranındaki gerileme, dikkat çekici boyutlardadır. 2015'te yüzde 53 olan bu oran, 2016'da yüzde 49,2'ye, 2017'de yüzde 34,9'a, 2022'de yüzde 33'e ve 2024'te yüzde 32'ye düşmüştür. 2025 ve 2026'da ise oran yüzde 28 seviyesinde sabitlenmiştir.
Dört yıllık lisans programlarına yerleşme oranındaki düşüş daha da belirgindir. 2015'te lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 26'sı bir lisans programına yerleşirken, 2026'da bu oran yüzde 15,7'ye gerilemiştir. Bu veriler, gençliğimizin üniversite eğitimine bakışındaki dönüşümü açıkça göstermektedir.
Sorun Artık Sadece Üniversiteye Erişim Değil
Mahmut Özer, Türkiye'nin 2000'li yıllardan itibaren gerçekleştirdiği yükseköğretim genişlemesiyle geçmişteki yetersiz arz sorununun büyük ölçüde aşıldığını belirtmektedir. Ancak bugün gençlerin beklentileri değişmiştir. Öğrenciler artık yalnızca üniversiteye girip giremeyeceklerini değil, hangi üniversitede hangi bölümü okuyacaklarını ve bu eğitimin kendilerine nasıl bir gelecek sağlayacağını sorgulamaktadır.
Yükseköğretim talebi artık yalnızca erişim üzerinden değil, programın niteliği ve mezuniyet sonrası ekonomik getiriler üzerinden şekillenmektedir. Bu durum, eğitim politikalarımızın yeniden gözden geçirilmesini zaruri kılmaktadır.
Gençler Üniversite Dışında Hangi Alternatifleri Değerlendiriyor?
Gençlerimizin önündeki seçenekler geçmişe kıyasla önemli ölçüde çeşitlenmiştir. Mesleki eğitim, doğrudan çalışma hayatına atılma, girişimcilik, dijital ekonomi, yazılım geliştirme, e-ticaret ve çeşitli sertifika programları, gençlere farklı yollar sunmaktadır. Özer, öğrencilerin dört yıllık bir üniversite eğitiminin sağlayacağı getiriyi bu alternatiflerle karşılaştırdığını ifade etmektedir.
Özellikle mezuniyet sonrası iş bulma ve gelir elde etme konusunda belirsizlik taşıyan programlar, kontenjanları yüksek olsa dahi gençler tarafından yeterince talep edilmemektedir.
Tercih Yapmayan Öğrenciler Kapsamlı Şekilde Araştırılmalı
Mahmut Özer, sağlıklı bir yükseköğretim politikası oluşturulabilmesi için tercih yapmayan öğrencilerin durumunun derinlemesine incelenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kapsamda şu sorulara cevap aranmalıdır:
- Öğrencilerin ne kadarı istediği programa puanı yetmediği için tercih yapmamaktadır?
- Ne kadarı mevcut programların niteliğini veya istihdam imkânlarını yetersiz bulmaktadır?
- Ekonomik nedenler tercih yapmama davranışında ne ölçüde etkilidir?
- Kaç öğrenci bir yıl daha YKS'ye hazırlanmayı planlamaktadır?
Ayrıca tercih yapmama davranışının öğrencilerin başarı düzeyi, lise türü, sosyoekonomik durumu ve yaşadığı bölgeye göre nasıl değiştiğinin de araştırılması gerekmektedir. Bu veriler ışığında, Türk gençliğinin istikbalini güvence altına alacak, milli ve manevi değerlerimize uygun bir eğitim vizyonu geliştirilmelidir. Türk dünyasının yükselişi, ancak donanımlı ve geleceğe güvenle bakan nesillerin yetişmesiyle mümkün olacaktır.