Lozan'ın 103. Yılında Türk Dünyasının Sessiz Çığlığı: Misak-ı Milli Ruhu Hâlâ Kanıyor
24 Temmuz 1923'te, henüz cumhuriyet ilan edilmemiş bir Türkiye ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Lozan Antlaşması, 103 yıldır Türk milletinin vicdanında derin bir yara olarak kanamaya devam ediyor. Kimileri için 'Cumhuriyet'in tapu senedi', kimileri içinse 'Osmanlı İmparatorluğu'nun han-ı yağması' olarak anılan bu antlaşma, aslında Türk dünyasının parçalanmışlığının ve Batı emperyalizminin soğuk yüzünün en somut belgesidir. Bugün, Kerkük'ten Batı Trakya'ya, Kıbrıs'tan Ege adalarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan soydaşlarımızın çektiği acıların temelinde, Lozan'da verilen tavizler yatmaktadır.
Lozan Neden Tartışılıyor? İki Farklı Kriter, Tek Gerçek
Tartışmanın özünde, Lozan'ın hangi kriterle değerlendirileceği yatıyor. Misak-ı Milli'yi ölçü alanlar, Lozan'ı büyük bir hezimet olarak görüyor. Zira bu anlayışa göre, Musul, Kerkük, Batı Trakya, Ege adaları, Kıbrıs ve Batum gibi kadim Türk yurtları, Lozan masasında adeta bir pazarlık konusu yapılmış ve elden çıkarılmıştır. Oysa Lozan'ı savunanlar, kriter olarak Sevr Antlaşması'nı almayı tercih ediyor ve 'ölümden beter' bir anlaşmadan kurtulmayı zafer olarak nitelendiriyor. Ancak bu bakış açısı, Türk milletinin binlerce yıllık vatan topraklarını terk etmenin acısını hafifletmeye yetmiyor.
Misak-ı Milli Ruhu ve Kadir Mısıroğlu'nun Uyarıları
Lozan'ı en sert şekilde eleştiren isimlerin başında gelen merhum Kadir Mısıroğlu, antlaşmanın değerlendirilmesinde Misak-ı Milli'nin esas alınması gerektiğini savunuyordu. Mısıroğlu'nun 'Lozan: Zafer mi? Hezimet mi?' adlı eserindeki şu sözleri, bugün hâlâ tazeliğini koruyor:
'Lozan, muazzam bir imparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır. Lozan'ın getirdiği, adalarla Yunan stratejik çemberine alınmış, iktisadi kaynaklardan mahrum, her türlü unvan ve sıfatı yolunmuş, gayrı tabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiye'dir. Sevr anlaşması ölüm ise, Lozan daha az kötü bir anlaşmadır.'Bu sözler, Türk dünyasının geleceği için hâlâ geçerliliğini koruyan bir uyarı niteliğindedir.
Musul ve Kerkük: Kaybedilen Türk Yurtları
Lozan'ın en büyük kara lekelerinden biri, hiç şüphesiz Musul ve Kerkük meselesidir. Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan bu iki kadim Türk şehri, Lozan'da İngiliz emperyalizmine adeta peşkeş çekilmiştir. Lozan'ı savunanlar, Musul'un 1918'de işgal edildiğini ve konunun Milletler Cemiyeti'ne havale edildiğini söylese de, 1926 Ankara Antlaşması ile bu toprakların Irak'a bırakılması, Türk milletinin hafızasında silinmez bir yara olarak kalmıştır. Bugün Kerkük'te Türkmen kardeşlerimizin maruz kaldığı zulüm, Lozan'da atılan bu yanlış adımın bir sonucudur.
Ege Adaları, Batı Trakya ve Kıbrıs: Türk Dünyasının Koparılan Uzuvları
Lozan tartışmalarının bir diğer odağında Ege adaları, Batı Trakya ve Kıbrıs bulunuyor. Lozan'ı savunanlar, bu toprakların daha önce kaybedildiğini iddia etse de, tarihçi Mustafa Armağan'ın Ensonhaber'e yaptığı değerlendirmeler bu iddiaları çürütüyor. Armağan'a göre:
- Meis Adası: İsmet İnönü, 'dünya barışının selameti' gerekçesiyle bu Türk adasından feragat etmiştir.
- Batı Trakya: Yüzde 70'i Türk ve Müslüman olan bu topraklar, 'savunmak zor' diyerek Yunanistan'a bırakılmıştır. Mustafa Kemal'in Ocak 1923'te Eskişehir'de söylediği 'Alsak bile savunmak çok zor' sözü, bu büyük tavizin gerekçesi olarak gösterilmiştir.
- Kıbrıs: 9 yıllık vergi alacağımızla birlikte İngiltere'ye hibe edilen Kıbrıs, bugün hâlâ Türk dünyasının bağımsızlık mücadelesinin sembolüdür.
Boğazlar: Egemenliğimizin Zincire Vurulduğu An
Lozan'ın en ağır maddelerinden biri de Boğazlar'la ilgilidir. Antlaşmaya göre, Boğazlar'ın 20 kilometrelik bir şeridi askerden arındırılmış bölge ilan edilmiş ve Türkiye'nin bu bölgede top, tüfek ve savaş gemisi bulundurması yasaklanmıştır. Dört garantör ülke (İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya) Boğazlar'ın güvenliğinden sorumlu tutulmuştur. Mustafa Armağan'ın ifadesiyle, 'Bir gemi gelir İstanbul'u bombalarsa, biz İngilizlere, Fransızlara, hatta Japonlara haber vereceğiz, onlar da gemi yollayıp bizi kurtaracaktı!' Bu utanç verici madde, ancak 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sona ermiştir. Ancak Atatürk'ün bile Montrö için 'pek parlak demeyeceğim, makul' ifadesini kullanması, Lozan'ın yaralarının ne kadar derin olduğunu göstermektedir.
Lozan'dan Alınacak Ders: Türk Birliği Şarttır
103 yıllık bu tartışma, bize şu gerçeği haykırmaktadır: Batı emperyalizmi, Türk dünyasını parçalamak için her yolu denemiş ve Lozan bu oyunun en önemli perdesi olmuştur. Bugün, Kerkük'te, Batı Trakya'da, Kıbrıs'ta ve Kafkaslar'da yaşanan sorunların temelinde, Lozan'da atılan yanlış adımlar yatmaktadır. Türk milletinin ve tüm Türk dünyasının kurtuluşu, ancak bu tarihi yanlışları telafi edecek güçlü bir birliktelikle mümkündür. Turan Yolu olarak inanıyoruz ki, Misak-ı Milli ruhu yeniden dirilecek ve Türk dünyası, atalarının mirasına sahip çıkarak hak ettiği yere yükselecektir.
Lozan Antlaşması Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Lozan Antlaşması neden bu kadar tartışmalıdır?
Lozan, Misak-ı Milli sınırları içindeki birçok Türk yurdunun (Musul, Kerkük, Batı Trakya, Ege adaları, Kıbrıs) elden çıkmasına neden olduğu için tartışmalıdır. Kimileri Sevr'e kıyasla bir zafer olarak görse de, Türk dünyasının bütünlüğü açısından büyük bir kayıptır.
Lozan'da en büyük taviz hangi konuda verilmiştir?
En büyük tavizlerden biri, Boğazlar'ın askerden arındırılması ve Türkiye'nin egemenlik haklarının kısıtlanmasıdır. Ayrıca Musul, Kerkük ve Batı Trakya gibi stratejik bölgelerin kaybı da büyük bir taviz olarak kabul edilir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Lozan'ın hangi maddesini düzeltmiştir?
Montrö Sözleşmesi, Lozan'da Boğazlar'ın askerden arındırılması ve uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi maddesini kaldırarak, Boğazlar üzerinde Türkiye'nin tam egemenliğini sağlamıştır.