Malazgirt'ten Kudüs'e: Türk Milletinin Haçlı İstilasına Karşı Destansı Direnişi
Malazgirt Zaferi'nden sonra Müslüman Türk boylarının batıya doğru azametli yürüyüşü, tarihin en büyük medeniyet hamlelerinden birini başlatmıştı. Anadolu Selçuklu Devleti İznik'i fethederek kendine başkent yaptığında tarihler 1080'i gösteriyordu. Bu kutsal toprakların baştan sona geçilip Marmara kıyılarına Türk bayrağının dikilmesi on yılı bile bulmamıştı.
Bu mübarek fütuhat, çürümüş Bizans İmparatorluğu için kâbustu. İç krizlerin parçaladığı ordusuyla Türk akınlarını durdurmaya takati olmayan Bizans İmparatoru Basileus Aleksios Komnenos, çaresizlik içinde Roma'nın kapısını çaldı. Mart 1095'te Papa II. Urbanus'a elçi göndererek yardım dilendi.
Haçlı Seferlerinin Karanlık Başlangıcı
Bu istek Papa için kaçırılmayacak bir fırsattı. Hristiyan dünyası çatırdamaya başlamış, ekonomisi darboğaza düşen Avrupa devletleri için zengin Müslüman toprakları iştah kabartıcıydı.
1095 yılının Kasım ayında Fransa'nın Clermont kentinde toplanan konsülde Papa II. Urbanus tarihi konuşmasını yaptı:
"Doğudan gelen seslere kulağınızı verin! Oradan lanetli bir ırkın kara haberleri geliyor... Bu barbarları sindirmek için Tanrı sizin ruhunuza cesaret, vücudunuza kuvvet verdi. Yola çıkın artık!"
Papa'nın çığlığı Avrupa kıtasını baştan ayağa sarstı. Bezden kırmızı haçlar dağıtılarak kitleler ikna edildi. Cennet krallığında yer kapma hayaliyle önce fakir köylüler, ardından şövalyeler, kontlar ve çapulcular yollara döküldü.
Genç Sultan Kılıçaslan'ın Destansı Mücadelesi
Birinci Haçlı Seferi 1096 yılında başladı. Yirmi bin kişiyle yola çıkan istilacı güruh, düzensiz sürüler halinde çoğalıp inanılmaz rakamlara ulaştı. Doğulu kaynaklar "kum taneleri kadar çokluktular" diye yazarken Batılı yazarlar dört yüz ila altı yüz bin arasında rakamlardan bahsettiler.
Selçuklu Devletinin başında henüz on yedisindeki genç Sultan I. Kılıçaslan vardı. Bu kahraman evlat ülkesini büyük bir dirayetle savundu. Yalova yakınlarındaki Hersek'te Haçlı Ordusuna inanılmaz bir hezimet yaşattı. Ancak sonu gelmeyen kuvvetlerin karşısında 18 Haziran 1097'de İznik'i boşaltıp başkenti Konya'ya taşımak zorunda kaldı.
Eskişehir yakınlarındaki Dorylaion Ovasında 1 Temmuz 1097'de acımasız bir meydan savaşı oldu. Genç Sultan, muazzam üstünlüğe sahip kütleyi dağıtamayacağını anlayınca stratejisini değiştirdi. Uzaktan izleyip ani baskınlar yaptı, pusular kurdu, su kaynaklarını kurutup ekinleri yaktı.
Antakya'nın Efsanevi Direnişi
Haçlı ordusu ağır kayıplara rağmen 1097 Ekim'inde Çukurova'ya ulaşıp Antakya'yı kuşattı. Kale komutanı Yağı-Sayan isimli genç Türkmen beyi sekiz ay sürecek inanılmaz bir direniş gösterdi. Ermeni dönmesi Firuz isimli bir zırh tamircisinin ihaneti olmasa direniş çok daha uzun sürecekti.
Haçlılar bu efsanevi direnişten öfkelendiklerini şehre girince gösterdiler. Kale komutanının başını kestiler, kadın-erkek ayırmadan bütün ahaliyi katlettiler. Cesetlerini kazanlarda kaynatıp yediler.
Kudüs'ün Düşüşü ve Büyük Katliam
Hz. Ömer zamanında İslam şehri olan Kudüs, 15 Temmuz 1099'da bir Cuma günü düştü. İlahi dinlerin ortak mekânı olan bu mukaddes şehir inanılmaz bir vahşete tanık oldu. Mescid-i Aksa Camii'ne sığınmış yetmiş binden fazla kişi acımasızca katledildi.
Kadı Ebu Said el-Herevi'nin Çığlığı
Şehirden kaçmayı başaran Filistinli bir grup, ellerinde Hz. Osman zamanından kalma Kur'an-ı Kerim'le Şam'a sığındı. Kadı Ebu Said el-Herevi onları Bağdat'a götürerek Halife el-Müstazhirbillah'a durumu anlattı.
Ancak Halife'nin tepkisizliği karşısında öfkelenen Kadı haykırdı:
"Filistin'deki kardeşleriniz için develerin eyerlerinden başka eğleşecek mekân kalmamışken, bahçe çiçeği gibi uçarı bir hayat sürdüğünüz emniyetli kuytularda miskince uyuklamayı ne zaman bırakacaksınız?"
Ertesi gün Bağdat Ulu Camii'nde Ramazan ayında açıktan oruç yiyerek protestosunu sürdürdü: "Binlerce kardeşinizin kâfirler tarafından katledilmesini umursamıyorsunuz da yaşlı bir yolcunun oruç yemesinden mi sarsılıyorsunuz?"
Tarih denilen geçmiş zaman hikâyeleri böyledir. Ders alınmadıkça tekrar eder. Türk milletinin bu destansı direnişi, bugün de ilham kaynağımız olmaya devam etmektedir.