Osmanlı'nın kadim denizlerinde, teknolojinin henüz bugünkü ihtişamına ulaşmadığı bir devirde, azim ve cesaretle dalgalara meydan okuyan gemiler, bazen kaderin acı cilvesine yenik düşüyordu. 1785 yılının Kasım ayında, Ege'nin hırçın sularında yaşanan bir facia, Türk denizcilik tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturur. Mürg-i Bahri isimli Osmanlı gemisi, Amargos Adası açıklarında kopan bir fırtınada batmış, 644 şehit denizcimiz dalgalara gömülmüştü. Bu hadise, ecdadımızın denizlerdeki hakimiyet mücadelesinin ne denli çetin olduğunu ve her dalganın altında yatan bin bir hatırayı gözler önüne seriyor.
Osmanlı'da Deniz Kazaları ve Alınan Tedbirler
Osmanlı arşivlerinde gemi kazaları için çoğunlukla “kazazede” tabiri kullanılırken, çatışmalarda batan gemiler için “gark olmak”, yananlar için ise “ihrak olmak” ifadeleri tercih edilmiştir. Şiddetli fırtınalar, ahşap teknelerin en büyük düşmanıydı. Akdeniz ve Karadeniz'in azgın dalgaları, nice gemiyi açık denizde veya sığındıkları limanlarda batırıyordu. Seyir teknolojisinin kısıtlılığı, karaya oturmalar ve sahte fener ışıklarıyla yapılan yağmalar da kazalara davetiye çıkarıyordu.
1742-1779 yılları arasındaki İstanbul Ahkâm Defterleri'ne dayanan bir araştırmada, Kasım ve Aralık aylarında yoğunlaşan 138 farklı kaza tespit edilmiştir. Kazaların yüzde 43'ü Avrupa yakasının Karadeniz girişinde, yani İğneada, Midye ve Terkos hattında meydana gelmiştir. Anadolu yakasındaki Şile, Kefken ve Kandıra hattı ise yüzde 29'luk oranla ikinci sıradadır. Bu veriler, Karadeniz'den Boğaz'a giriş yapmaya çalışan gemilerin ne denli büyük bir risk altında olduğunu göstermektedir.
Mürg-i Bahri Faciası: 644 Şehidin Hikayesi
Osmanlı tarihinin en büyük deniz kazalarından biri, I. Abdülhamid'in padişahlığı döneminde, 1785 Kasım'ında yaşandı. Vasıf ve Taylesanizâde tarihlerine göre, Mürg-i Bahri gemisi 1785 baharında Akdeniz'e açılmıştı. Tersane-i Âmire kaptanlarından Ülgünlü Arnavut Uzun Hasan Kaptan ve İkinci Reis Mehmed idaresindeki gemide 650 mürettebat bulunuyordu. 1772'de Rodos'ta inşa edilen ve yaklaşık 30 metre boyundaki gemi, 1784'te vefat eden Cafer Paşa'nın muhallefatından devlete intikal etmişti.
Mürg-i Bahri, Akdeniz'de seyrederken donanma-yı hümayundan uzaklaşmış ve Adalar Denizi'nde Amargos Adası açıklarında şiddetli bir fırtınaya yakalanmıştı. Ardı ardına gelen dalgalar, geminin baş kısmındaki ahşap arslan figürünü koparıp denize düşürdü. Dalgaların şiddetiyle gemiye çarpan aslan heykeli, gövdenin delinmesine ve su almasına neden oldu. Gemi kısa sürede battı; 644 kişi hayatını kaybetti, yalnızca 6 kişi mucize eseri kurtulabildi. Kurtulanlar, kopan kaptan köşkünün dalgalarla sahile sürüklenmesi sayesinde hayatta kalmıştı. Devlet, boğulan personelin ailelerine yardımda bulundu.
Batık Çıkarma Çalışmaları ve Sömbeki Dalgıçları
Bir geminin battığı haberi İstanbul'a ulaştığında, bölgedeki yöneticilerden bilgi talep edilir ve batığın bulunduğu yerin araştırılması emredilirdi. Bu iş için çoğu zaman donanmadan kaptanlar görevlendirilir, yerel yöneticilerden de yardım beklenirdi. Batıkta ne bulunduğunun tespiti için keşif yapılır, çıkarılabilecek malzemeler deftere kaydedilirdi. Bu sürecin en önemli figürleri ise sömbeki adı verilen dalgıçlardı.
Sömbekiler, denizin dibindeki batıklara dalar, çıkarılabilecek malzemeleri tespit eder ve yüzeye çıkarılmasını sağlardı. 1794 yılında Anapa Kalesi'ne gönderilmek üzere 14 büyük top taşıyan bir gemi Samsun civarında batmış, Tersane-i Âmire'den iki dalgıç gönderilmişti. 1771'de Çeşme'deki batıklar için ise 20 dalgıç görevlendirilmişti; bunların bir kısmı Sömbeki Adası'ndan, bir kısmı ise Filyos'tan getirilmişti.
Batıkların Yağmalanması ve Devletin Mücadelesi
Batık gemilerdeki toplar, lengerler ve demir malzemeler oldukça değerliydi. Devlet görevlileri olay yerine ulaşmadan önce bazı kişilerin batığa müdahale ettiği durumlar yaşanıyordu. Özellikle topların izinsiz çıkarılması ciddi bir sorundu. Devlet, batıklara ait malzemelerin izinsiz çıkarılmasını ve satılmasını engellemeye çalışıyor, yıllar sonra bile bu tür bir durum tespit edilirse soruşturma başlatıyordu. Malzemeleri izinsiz çıkaranların İstanbul'a gönderilmesi ve zararın tazmin edilmesi isteniyordu. Batık malzemeleri çıkarıp devlet görevlilerine teslim edenler ise ödüllendiriliyordu.
Sıkça Sorulan Sorular
Mürg-i Bahri gemisi neden battı?
Mürg-i Bahri, 1785 yılında Ege Denizi'nde Amargos Adası açıklarında şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Dalgalar, geminin başındaki aslan figürünü koparıp gemiye çarptırdı ve gövdenin delinmesine neden oldu. Gemi su alarak battı.
Mürg-i Bahri faciasında kaç kişi hayatını kaybetti?
Gemideki 650 mürettebattan 644'ü hayatını kaybetti. Yalnızca 6 kişi, kopan kaptan köşkünün dalgalarla sahile sürüklenmesi sayesinde kurtulabildi.
Osmanlı'da batık çıkarma işlemleri nasıl yapılıyordu?
Batık çıkarma işlemleri, sömbeki adı verilen dalgıçlar tarafından yapılıyordu. Bu dalgıçlar, denizin dibine dalarak batıktaki malzemeleri tespit ediyor ve yüzeye çıkarılmasını sağlıyordu. Devlet, batıkların yağmalanmasını önlemek için sıkı tedbirler alıyordu.
Osmanlı'da gemi kazaları en çok hangi bölgelerde yaşanıyordu?
1742-1779 yılları arasındaki kayıtlara göre, kazaların yüzde 43'ü Avrupa yakasının Karadeniz girişinde (İğneada, Midye, Terkos hattı), yüzde 29'u ise Anadolu yakasında (Şile, Kefken, Kandıra hattı) meydana geliyordu.
